post9

İç pusulamız hangi yönü gösteriyor?

İş dünyasında kararlarınızı neye göre alıyorsunuz? Başka bir deyişle pusulanız ne? Sara Lee CEO’su Barnes diyor ki:

“İş dünyasında her şey siyah beyaz değil. Çok fazla gri alan var. Bu nedenle bırakın kariyerinizde karakteriniz ve değerleriniz eylemlerinize yön versin. Liderlikte en önemli şey sizin karakteriniz ve sizi yönlendiren değerlerdir.”

Bu nedenle sadece “ne” kısmına yani sonuçlara odaklanmamalıyız. Sadece iş raporlarına değil, bizi pusula olacak değerlerimizin, bariyerlerimizin üzerinde de çalışıp yol boyunca bizi taşımayacak olanları güçlü olanlar ile değiştirmeyi şeçebiliriz. Yönetici koçluğu işte burada devreye giriyor. Profesyonel bir destek ile bu değişimin sürekliliğini nasıl temin edeceğimizi keşfediyoruz.

İlham: (Bill George)’un True North kitabı

post6

Hataya bakış açınız nasıl? Şef Taka Kondo musunuz Şef Bottura mı?

Ünlü bir Japan sous şefi var; Taka Kondo hatalar konusunda çok hassas. Asla hata kabul etmiyor. Sos azıcık fazla mı konuldu. At çöpe! Somon az mı kesildi, baştan başla! Bir gün restoranda servis yapmadan önce yanlışlıkla bir limonlu tart düşürüyor. Eyvah, herkes korku ile donakalıyor! Şef Bottura ise sakinlikle yere eğiliyor. O “kusurları mükemmel bir şekilde yeniden inşa etme” fikrine sahip. Bu tatlıyı menüde ters ve dağılmış bir şekilde sunma kararı alıyor. Tartın ismini ise “Limonlu tartı düşürdüm’ koyuyor. Tatlı yepyeni bir fikir olarak büyük alkış alıyor.

Burada hataya karşı iki yaklaşım görüyoruz. Sizin bakış açınız nasıl? Şef Taka Kondo musunuz, Şef Bottura mı?

post5

Soruların gücü

Soruların gücünü önemseyin! BBC önemsedi ve sarsılan bir iş dünyasında öne geçti.

90’larda medya endüstrisi devrim gibi bir teknolojiyle tanıştı; dijital yayın teknolojisi. Bir anda TV kanalları, izleyicilerini ve reklam gelirlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. BBC’nin nasıl adapte olacağına dair net bir stratejisi yoktu. Tam bir kaos hakimdi.

2000 yılında, Goerge Dyke BBC’ye genel müdür olarak atandı. Dyke İskoçya, İrlanda ve Gallerdeki tüm iş birimlerini ziyaret etti. Uzun sunumlar yapmadı. Sadece sorular sordu. Belki onun gibi bir liderden sorular ile vakit harcamak yerine net bir vizyon üzerine konuşması beklenebilir. Dyke öyle yapmadı. O ekiplere şunları sordu:

İşlerinizi iyileştirmek için yapmam gereken tek şey nedir?
İzleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz için mevcut durumu iyileştirmek için yapmam gereken tek şey nedir?

Sonra Dyke herkese değişimin sembolü olarak birer sarı kart dağıttı. “Kim ki güzel bir fikri öldürdüğünü görürseniz bir hakem gibi sarı kart gösteriniz” diye yüreklendirdi.

BBC 1 bir senede en büyük rakibinin önüne geçti. Sorular ekibimizden bilgi edinmeye, fikirlerini duymaya ve onları daha kişisel olarak tanımaya gösterdiğimiz özenin bir göstergesidir. Bir samimiyettir. Ve inanın bana
ilişkilerimizde samimiyete yatırım yaparsak gerisi zaten gelir.

post3

Başlangıçlara Giden Yol

Tuzla buz olan bu vazo 2000 yıllık. Kırmak, dönüştürmek ve yaratmak gerekiyor diye düşünüyor sanatçı. Siz ne düşünüyorsunuz?

2016’da dünyanın en iyi 50 restoranı ödülünü alan Osteria Fransecanın İtalyan Şefi Massimo Bottura temelini İtalyan mutfağından alıp yepyeni lezzetler keşfetmesini geleneğin Onu özgür bırakmasına bağlıyor.

Kendisine kimden ilham aldığı sorulduğunda ise Çinli performans sanatçısı Ai Weiwei ‘nin 2000 yıllık bir hanedan vazosunu kırılışının fotoğraflandığı bu seriden bahsediyor. Neden binlerce yıllık tarihi bir anda kırdığını sorguladığında Bottura Ai’nin yıkıcı hareketi aslında yapıcı bulduğunu vurguluyor. Başlangıç için.

Bana sorarsanız yeni başlangıçlara giden yol, işte bu rutinlerimizi kırmaktan, yeteneklerimizi farklı alanlarda kullanmak üzere dönüştürmekten ve yeni yapılar kurmak için yaratıcı gücümüzü keşfetmekten geçiyor.

Okumak isteyenler için kitap: Francesca Giona – Asi Yetenek (Rebel Talent)

post2

Dayanıklılık

Çalınan her kapı hemen açılsaydı, ümidin, sabrın ve isteğin derecesi
anlaşılmazdı.

Mevlana


Mevlana’nın bahsettiği bu üç duygu o kadar önemli ki… Önce ümit ile başlayalım, çünkü bana göre ümit sadece bir his değildir, motivasyon sağlayan bir sistemdir. Ümit, amaçları olan bireyin yollar olduğuna inanması ve bu yolları bulması için motivasyonunun bulunmasıdır. (Snyder, Rand ve Sigmon)

Sabır gösterdiğimizde ise “ihtiyacım olan tüm zamanım var” diye düşünürüz. O zaman beynimiz bizim zaman diliminizde ihtiyacınız olan şeyi başardığımızı görselleştirmeye başlar, çünkü beynimiz için düşünmek ve yapmak aynı şeydir. Bunu duymuşsunuzdur; motor beceriyi tamamlarken etkinleşen beyin bölgeleri, aynı görevi zihinsel olarak prova ederken de etkinleşir.

Gelelim isteğe. İstek, bizim iç sesimizi dinlememizi ve enerjimizi odaklamamızı sağlar.

Gördüğünüz gibi çok güçlü bir üçlü bu; umut, sabır ve istek. Hedefimize ulaşma umudumuz varsa ve bunun doğru zamanda olacağına inanıyorsak, bir de istekliysek o zaman zor koşullar bile bizi yıldıramaz, dayanıklılığımız yüksektir.

post1

Keşke bunları yüklenmesek!

Fotoğrafların bizi görünenin ötesine taşıdığına inanıyorum. Onun için fotoğrafları çekerken de onlara bakarken de kafamda hayaller kuruyorum. Mesela bu fotoğrafı çektiğimde şöyle düşünmüştüm; bu alışveriş çantası acaba hangi paketlediğimiz duyguları yüklenmiş? Kim bilir kaç toplantıya veya ilişkiye bunları taşıyarak başlıyoruz? Yüklerin başını ise suçluluk, pişmanlık, korku ve de öz eleştiri çekiyor.

Bonnie Badenoch diye sevdiğim bir yazar var, o kitabında diyor ki;

“Beynimizin analitik ve yargılayıcı sol yarım küresinin bakış açısından uzaklaşıp sağ kürenin süreçlere öncülük etmesine izin vermeliyiz, çünkü o zaman daha meraklı ve kabul edici bir hale giriyoruz.

*Kitabı okumak isteyenlere: Bonnie Badenoch, Travmanın Kalbi: İlişki Bağlamında Bedenlenmiş Beyni İyileştirmek


Duygularımızı yargılamaktansa kabul etmenin hafifliğini yaşadığımız ve sürdüğümüz bir gün olsun.